11 nisan 2026

bu yazı aslında çoktan yazılmıştı. buraya aktarmamak için elimden geleni yaptım. önce telefonumun notlar uygulamasında durdu. bir süre rahatlattı, sonra yetmedi. sikik bir sendikanın verdiği bloknotlara parça parça geçti, kağıt yığını oldu, benimle oradan oraya sürüklendi. fiziksel bir şeye dönüşmesi görmezden gelmeyi kolaylaştırdı.
peki ne oldu da bu saatte artık taşıyamayacağıma karar verdim? hiçbir şey. dişimi fırçalamış, reels kaydırarak sızmayı beklerken birden kafamdan tamamen çıksın istedim. sigaramı yaktım, kolamı koydum, çiğ köfte adı altında satılan kimyasal karışımı sipariş ettim. işte buradayız.

11 nisan 2026

kendi kendime söverek uyandığım klasik bir cumartesi. güneş huzmeleri evimi teğet bile geçmiyor. sadece sigara dumanıyla solunum yapan bir canlı var mı acaba? yoksa da bu evde evrimleşir. bilime katkım olur, ismini koyarken bana da danışırlar mı?

eriyik asfalttan hallice bir kahve. opcw'nin bile haberdar olmadığı kimyasallarla, adıyamanlı dostların özenle işlediği açık tütünden sigara. yavaş ama istikrarlı bir şekilde kendimi öldürme aktiviteleri listemin ilk iki maddesi bugün için tamamlandı ama yolumuz uzun.

kaç sigara sonraydı, hatırlamıyorum. kendimi dışarı çıkmaya hazırlanırken buldum. avm'ye gidecektim. üç yılda üç kere bile gitmediğim avm'ye.

taşrada avm her şeydir. taşradan her şeyi alın, her şeyi söyleyin, ama "avm'nizi alacağız" demeyin. en iyi ihtimalle götünüzden bıçaklanıp birkaç gün hastanede yatarsınız. benim için "öylesine avm'ye gitmek" diye bir şey yoktur. zorunlu bir sebep yoksa gitmem. bu, bu kadar basit. yine de bir şekilde önce avm'de, sonra migros'ta buldum kendimi.

taşra migros'u, tatil yöresi migros'unun antagonisti. utangaç bir market olur mu? olur. taşra migros'u tam olarak o. alkol reyonu var ama "vallahi billahi biz de istemezdik, şirket politikası" mahçupluğuyla en uzak köşeye saklanmış. en ufak ilgi gösteren müşteriyi, gördüğü her şeyi bağırıp parmağıyla gösteren bir çocuk gibi ele verecek şekilde yerleştirilmiş.

raflarda ilgimi çeken bir şey yok. içmek istiyor muyum, onu bile bilmiyorum. sonra desperados çıktı karşıma. en son ne zaman içtim, hatırlamıyorum. varlığını bile unutmuştum.
gökmen öleli herhalde 14 sene oldu. yani bu birayla en az 14 senedir hiçbir ilişkim yok.

hayatımın en güzel yıllarının ortağının soyadını bile zor hatırlıyorum şimdi. siması ise hayal meyal bile aklıma gelmiyor. sanırım, beraber bir fotoğrafımız bile yok. daha biriktireceğimiz anı, başımızı sokacağımız çok bela vardı; elbet fotoğrafımız olur diye mi düşündük acaba? herhalde hiçbirimiz, birimizin hayat oyunundan bu kadar erken eleneceğini düşünmemişti. gerçi kim böyle böyle bir şeyi düşünür ki daha ilk oyunu bile vermediği yaşlarda?

birbirimizi niye bu kadar sevmiştik? küçük bir ilçede yaşıyorduk, annelerimiz aynı işi yapıyordu, yine de hiç denk gelmemiştik. aynı lisede, aynı sınıfta yollarımız kesişmeseydi, en iyi ihtimalle birbirimizi uzaktan tanıyan iki kişi olacaktık.

ne garip. çok değil, 10-15 sene önce adını veya nick'ini arattığımda yüzlerce belki binlerce sonuç çıkardı. şimdi ise hiçbir şey yok. bi' de internette hiçbir şey kaybolmaz derler.
ne büyük bir yalan.

her neyse, ne diyordum?

desperados, bunca hatırısına rağmen mi yoksa bu hatıralar yüzünden mi bilmiyorum ama bok gibi bir bira. haribo ile bile...

meselayani.com'a Abone Ol

En son yayınları kaçırmayın. Üye özel içeriklere erişmek için hemen kaydolun.
[email protected]
Abone Ol